Yazarlar

Cumhuriyetimiz’de özgürlük savaşının tarihi zafer kazanmasında Haydar Aliyevin milli siyaset konsepti

(Makale, ulusal lider Haydar Aliyev’in
doğumunun 97. yıldönümüne adanmıştır)

Tarih bakımından Azerbaycan’ın nüfusu onun başlıca kuvveti ve serveti ohmuştur. Ülkenin çeşitli etnoslardan etnik gruplardan oluşan nüfusu ağır istila harplerine, yoksunluklara, baskılara ve gerici propagandalara rağmen her devirde birliğini korumayı başarmıştır.

Sayıca çok ve değişik nedenler dizisinde ülkenin esas nüfusu olan ve büyük çoğunluğu oluşturan Azerbaycan Türkleri’nin mentalitesindeki hoşgörüyü özellikle belirtmek zaruridir. Çok eski zamanlardan beri Azerbaycan Türkleri insanların ırk, din, milliyet ve özellikleriyle ilgilenmişler, ama hiç bir zaman Adem Havva toranlarını bu belirtilerden dolayı değerlendirmemişlerdir.

Onlar bütün halklarda ve etnik bireylerde manevi-ahlaki ölçütleri esas kabul etmişler. Azerbaycan Türkleri’nin etnik-milli bilincinin, düşünüşünün. ahlakının, psikolojisinin, zihniyetinin, inançlar sisteminin, seyrinde İblis ve Melek, Iiayır ve Şer gibi ebedi karşıt haraketlerde, mucadelelerde her zaman yapıcı, yaratıcı başlangıç ön plana geçmiştir.

Ancak ne yazık ki, kelime hazinesinde ve varolma savaşında etnik, milli ayırım, diskrirminasyon, şövenlik yüksek ırk vb. gibi kavramlara dayanmayan Azerbaycan Türkleri’nin kendileri böyle insanlık dışı davranışlarla, siyasetle karşı karşıya kalmışlar.

Tarihlerinde ve talihlerinde bu tür davranışların acısını yeteri kadar çekmiş olan Azerbaycan Türkleri asıl bundan dolayı ve aynı zamanda dili dilinden, rengi renginden, imanı imanından… olmadığına göre bir ferde veya tümüyle bir halka karşı olumsuz davranmamışlardır.

XX asır dini, etnik çatışmalar asrıdır. Yeryuvarlağındakı çeşitli harp ocaklarının, kanlı ihtilaflaın temelini milli soranlar oluşturmaktadır. Etnik manzarası rengarenk olan Azerbaycan’da milli zeminde çatışmalar çıkarmak için defalarca çaba harcanmıştır.

Özellikle XX asırda – S.S.C.B.’ye dahil Cumhuriyet olarak ülkemizin biçimsel bağımsızlık devrinde bu çabalar sistemli bir nitelikte olmuş, Azerbaycan’ı her zaman parçalamak, zayıf düşürmek dize getirmek gibi maksatlar güdülmüştür. Tarihi bir başarımız olan etno-sosyal birliğe – Cumhuriyetimizde bir tek Ermeni ayrılma yanlıları ihanet etmişler.

Azerbaycan XX asırda uzun süre belalar ve feci olaylar dışında kalmasnda demin belirttiğimiz ilelebet sürüp gidecek etkenler müstesna rol oynamışlardır. S.S.C.B. dahilinde Azerbaycan esirlikde idi, çeşitli yıkıcı iktisadi, sosyal, etnik-milli denemeler poligonuna dönüşmüştü.

Poligon için “orkestra şefi” bir kaide olarak robot ve köle hasletli yerli kadrodan seçilir yahut yerli kadro sindirilir ve bu kadro mcrkez için itaatli buyurak kulu rolünü oynardı.

Ülkeni yöneten esas kuramlarda önemli mevkilere Azerbaycanlı olmayanlar atanırlardı. Bu tür kişilerin hasleti 1937 cezalarında bütün çıplaklığıyla görünmüştür. Halk büsbütün genel cezaya uğramıştı. Ulke ve halk, tarihi faaliyetin eşiğinde idi.
Böyle feci olayların birbirini izlediği bir zamanda Haydar Aliyev Devlet Güvenlik Kuraluşlarında hizmete başladı.

Sovyet düzeni Devlet Güvenlik Komitesini (DGK) bir yandan İmparatorluğun düşünen kafasma ve kesici eline öbür yandan ise alternatif, ama devleti gizli yönetme merkezine dönüştürmüştiir.

Milliyeti koramakla milli çıkarlara aykın bir merkezde milliyetçilik bir cesaret idiyse, milli çıkarlara aykın bir merkezi millileştirmek için çaba göstermek ve mümkün derece bunu elde etmek artık özveri demek idi: Bu bakımdan Haydar Aliyev sindirilerek karyer yapma yolunu değil, cesaret ve özveri gerektiren ömür yokuşunu kendine talih seçti:
Devlet Güvenlik Komitesine yönetmenlik yapması imparatorluk alanında, özellikle Azerbaycan’da meydana gelen olayların gelişmesini yönlendirmenin her iki yanma – görünen (demokratik) ve gizli (totaliter) tarzma kanşmak imkanlarını çoğaltırdı.

Cumhuriyet içinde yapılan işlerin aynntılanna şimdilik girmeden yalnız şunu belirtmek yerinde olur ki, yapılan işlerin sonucunda Azerbaycan ani, beklenmedik darbelere karşı “sigorta edilin iş” oldu:
Özellikle göze çarptırılmasma ihtiyäc duyulan başka bir önemli husus Azerbaycanın tarih boyunca kuvvet ve serveti olan nüfus ile çalışma alanında yeni geleneğin oluşturulmasıdır: Asıl bu bakımdan ülkemizde ahalini kullanmak değil, onu korumak ilkesi ilk defa milli siyaset ve devlet ile ahali arasmdaki ilişkiler tarihi geleneğin gücü ile olumlu yönde, kendiliğinden olan gelişme seyrinin dışma çıkarılarak bilimsel, siyasal tahmin ve çözümlemelere dayanan kavrayış esası üzerinde gerçekleştirmeye başlatıldı. Zaman, devir ve şartlar bunu kaçılmaz yapmakta idi: Sovyet rejiminin milli çıkarlara aykın nitelikli ulusal siyasetine alternativ yaklaşım ile karşı çıkmak imkansız olduğundan biricik yol onu zararsız bir hale getirebilecek çıkar yolları daha faal bir hale getirmek idi.

Haydar Aliyev’in ülkenin yönetmenliğin’e getirilmesi Azerbaycan tarihinde yeni bir dönemin başlanğıcı oldu. Güvenlik kuruluşlannda yapılan yararlı işler Cumhuriyet ölçüsünde devam ettirildi: Geniş ölçülü faaliyet iki yanı kapsıyordu: istenen işlerin yapılması ve gerekli işlerin yapılması.

Gerçekten de yakın tarihimiz gözden geçirildiğinde itiraf etmek zorunludur ki, istenen işler yapılırken de gerekli işleri şu veya bu derecede gerçekleştirmek için büyük çaba harcandı. En önemlisi ise çoğunlukla birinci yanın ikinci yana tabi ettirilmesiydi. Sonuçta Azerbaycan artık mümkün darbelerden güvenilir şekilde korunmakla beraber ilk önce devletçilik iktisadi, sosyal siyasal, harp, bilimsel-kültürel alanlarda esaslı başarılar kazandı. Ulusal bilinci kuwetlemdirme, ulusal fikrin resmi olmayan şekilde oluşarak akide ve inanca dönüşmesinde başlıca rol oynayan etkenlerin gelişmesini ilerletme 1970’li yıllarda ve 1980’li yıllann başlarında en büyük başarı ve zafer idi.

Azerbaycaçılığın, Türkçülüğün şuurlara yerleştirilmesine milli özgürlük ve bağımsızlık savaşına inancın edebiyatta, sanat ve kültür ürünlerinde, bilimsel yapıtlarda propagandasma uyğun ortam oluşturuyordu. Azerbaycan halkı Azadlık Meydanında birdenbire ve bir raslantı eseri olarak toplaşmamışdı. Halk manen, ruhen akide bakımmdan artık hazır idi: Tarihsel zafere hazırlık devresi 1970’li yıllarda başlamıştı.

Tarih zaferler ve yenilgilerin kanlı savaşların yıllığıdır. Yıllığın yazılması için tarih yaratılmälidır. Sovyetler Birliği II. Dünya Savaşında otuz milyondan ziyade insanını kaybetti.

Onlar tarih yaratmıyorlardı, tarihi yaradanların iradelerinin sıradan ıcracılarıydılar. Demek ki, tarihi ancak harikulade kişiler, özel misyonlarla dünyaya gelmiş bulunan insanlar yaratmağa kadirdirler. XX. asırda Azerbaycanın tarihini yaratmak şerefi Haydar Aliyev’e nasip oldu.

Devlet başkanı olmak bir görevdir, önderlik ise talihdir. Tayinle, propagandayla vatansever söylevlerle, siyasal artistik bir tarzla süre için “halk cefakeşi” adını kazanmak mümkündür. Bu mümkünlük ise halk yanan ile tütsülenen, ameli faaliyet ile gelişi güzel olarak söylenen söz arasmdaki farklılığı saflığından dolayı görmüyor demek değildir. Zira halk önderlik iddiasında bulunan her kese şans tanır. Kendisini tasdik için ayrılmış şans limiti bittikden sonra mucize meydana gelmez: tarihin sınavmdan geçmiş hakikat bir daha doğrulanır ki, önderlik dinleyicileri konuşma ile kazanmak değil, bilgelik ile özveri bütününde geçmekte olan bir ömürdür, yaşam tarzıdır.

Haydar Aliyev’in ömür yolu bu gerçeğin apaçık bir tastikidir.Haydar Aliyev DGK’de çalışmaya başlayandan bütün ömrünü Haydar Aliyev olarak yaşamış. DGK görevlisi generalı, birinci sekreter – Azerbaycan SSC’nin başkanı, Sovyetler Birliğinde üst makamlardan biri, özel olarak bağlanan emekli aylığına olan emekli, Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Meclisi’nin başkanı, Bağamsız Azerbaycan’mn Cumhurbaşkanı gibi yüksek görev ve ayncalıklann taşıdığı statüler bütün durumlarda yüksek ve kutsal ülküleri yerine getirmek için ona çeşitli imkanlar sağlamıştır. Sıraladığımız bu üst makamlarm hepsi bir misyona Vatana, halka, çeşitli imkanlar devletçiliğe hizmet misyonuna tabi tutulmuştur.

İtiraf edelim ki, bir çok kişilerin önderlik iddiası ve Haydar Aliyev’in makamlarına ulaşmak isteğinden uzağa gitmemektedir. Haydar Aliyev olayının örneğinde ise biz bunun karşıtnı görmekteyiz: O, Tanrının bir vergi olarak ona bağışta bulunduğu önderlik mevkiini müstesna istidadi iradesi, yönetme yeteneği, billür manevi-ahlaki temizliği, emsalsiz kişiliğiyle hakettiği mevkilerinin üstünde tutmuştur.

Siyasi Büro üyesi Haydar Aliyev ile emekli ve 20 Ocak soykırımı meydana getirildiğinde Moskovada sert demeciyle dünya kamuoyunun dikkatini Azerbaycan’ın üzerıne çekmekte emsalsiz rol oynayan Haydar Aliyev kendisinin sosyal statüsüne ragmen halkımız için en güç durumlarda bile kendisinin önderlik yetkisini kullanabilmiştir.

Bizim irademiz yahut itiraf etme yeteneğimiz gerçek olayları-gerçekte olup bitenleri ortadan kaldırmaya kadir değil. Bütün hallerde gerçek olay bir gerçek olarak kalır. 1993 yılnda ülkenin var oluşu ve devletciliği tehlike altında bulunduğunda halk yine de kendi önderine-Haydar Aliyev’e bel bağladı. Haydar Aliyey Cumhurbaşkanı olmak için gelmedi; ülkeni, halkı, devleti kurtarmak için geldi Ve kurtardı.
Kararlığını ve yolundan şaşmazlığını sona kadar devam ettirdi: halk biricik gerçek önderine Cumhurbaşkanlığı statüsünü verdi.

Sonuc göz önündedir. Bütün alanlarda olduğu gibi milli ilişkiler alanında da yıkıcılığa acemiliğe son verildi. Ülke nüfusunun iradesi, gücü sayesinde korunup saklanılmış olan milli birlik ilk kez yalnız Haydar Aliyev’in zamanında ve ondan dolayı sarsılmaz bir nitelik kazandı. İlk kez yalnız yerini almış Ululsal çıkarlar anlayışı tarih bağlamında şartlı olarak kullandığı açıktır. Toplumların gelişme sürecinin sınıflandırılması (etnos, halk, millet) esas alsak, diye biliriz ki, her bir evrenin kendine özgü çıkarlar kompleksi vardır.

Tanrı ile insan arasında olmadan kaynak olan ihtilaf bir mamutu öldürmek yahut mağarada sığınacak yer bulmak yetkisi uğrunda çıplak atalarımız arasında ölüm kalım savaşına dönüşerek birbirine “öz-yabancı”, “biz-gayri biz” karşı durmasını meydana getirdi. Mamutu da, mağarayı da güçlü olan kazandı; mamutu her kesten önce görüp öldüren yahut herkesten önce mağarada sığınacak yer bulan değil. Mağara-Vatan, mamut ise maddi-manevi servet simgesinde varlığını bu gün de sürdürüyorsa, güçlü olanın güçsüz olana baskısı da kalıyor demektir.

Öyleyse, ulusal politika ulusal çıkarların savunmasıdır şartmdan ileri gelerek ulusal politikanın ulusal çıkarlan savunmadan önceki ilk biçimini etnik, daha sonra halk çıkarlarını savunma oluşturmaktadır. Mantık da doğrulamaktadır ki, şartlı şekilde söyleyersek, ulusal politikanm en ilkel belirme örneği etnosun kendinikomma içgüdüsünün ve yeteneğinin kendiliğinden bir belirmesidir.

Kendinikoruma içgüdüsü bir kaide olarak ayrı ayrı kişilerin hayatta kalmak uğrunda doğayla, hayvanatla, yaratıklarla şiddetli savaşı sonucunda oluşmuştur. Giderek doğayla, hayvanatla savaş doğa ve hayvanat uğrunda (tabii ki, mağara uğrunda da) savaş niteliğini kazanmıştır.

En genel ve belli bir anlamda canlı tasvirini vermeğe çalıştığımız sürecte iki nusus daha önemlidir.

Birinci; uzun süre yaşamını dağda, ormanda süren Adem Havva torunları bakir doğada başka mağara ve mamut arayıp bulmak umudiyla sıcak ve kurak bir bölgeye yerleştiğinde adaptasyon sınavından geçemeyerek mahvolmuş yahut dağ ve ormanlıklardaki hayat alışkanlıklarından vazgeçip sıcak ve kurak bölgede yaşam kanunlarını benimsemek, öğrenmek zorunda kalmışlardı. Demek oluyor ki, etnosun oluşmasnı L. Gumilyov’un konseptinde belirttigi üzere coğrafi etken, manzara geniş ölçüde etkilemiştir.

İkinci: atalarımız gerek çevreyle, gerek hemcinsleriyle mücadelede gayri şuuri şekilde iki ilkeni esas almışlardı: 1) güçlü haklıdır, 2) haklı güçlüdür. İkinci ilke ya yenilğinin acılan içinde yaşayan atalarımız ümitsizlikden ölmemek için kendisini teskin etmesidir, yada ihtişamı karıncanın yuvadaki ihtişamından asla farklılık göstermeyen ulularmızın felsefi muhakemesidir?! Bütün hallerde kendiliğinden beliren kendinikoruma içgüdüsü mentalitenin oluşmasında önemli rol oynamış.

Belki de subjektifliktir, ama dünyanın en eski halklarından biri olarak Azerbaycan halkının bütün tarihi boyunca “haklı güçlüdür” inancını yaşaması yenik düşenin kendini avutması değil, ilk önce ilkel felsefi muhakemenin bir sonucu olduğuna kesinlikle eminik.

İnsanlık tarihi bir de ondan savaşlar tarihidir ki, çoğu hallerde “güçlü haklıdır” ilkesi esas alınmıştır. Halkımız felaketden başını bir de ondan alamıyor ki, yüzyıllarca oluşarak değişmez bir nitelik taşıyan mentalitemizde saldırganlığm yeri olmamış, etnik-milli bilincimizde “haklı güçlüdür” ilkesine inanç başlıca yer almıştır. Zekaya, kemale inancımız belki de felaket ve facialarımızın bir kaynağı olmuş, ama kanaatimce, hem de bizi daha fazlaca mahvolmadan kurtaran üstün niteliğimize dönüşmüştür.

İnsan en ümitsiz ve güçsüz zamanlarında yalvarışlarla dolu gözlerini ilahlar mekanı Göklere dikerek tapdığı Tanrıdan yardımlar dilemiştir. Bu alelade bir alışkanlık değil, aslında Tanrının aşağısında kendinden ise yukanda bulunan bir Bendede kurtancısı misyonunu görmek ve necatnı bulmak isteğidir. Bütün devirlerde, bütün hallerde böyle bir Bende bulunmuştur. Bu ise halkımıza özgü bir etnik-milli nitelikltir: bulduğu böyle bir Bende’ni bir kaide olarak ilahlaştırmıştır. Çoğu zaman ümidi suya düşmüş, ama ümidi gerçekleştiği zamanlara da rastlanmıştır.

Bahtsızlık şundadır ki, ilahi kökenle ilgili görülen Bendeler’in büyük çoğunluğu gereken şartlarm yokluğu yüzünden veya böyle bir yokluğun kendisinden bile yardım dileyenlere yararlı olmak için imkan bulmakta gösterdikleri beceriksizlikden de umulan misyonlarını yerine getirememişlerdir.

Özellikle bir de ondan dolayıdır ki, halkın etnik varlığını ve yurt, toprak bütünlüğünü korumada kan-gen hafızasına dönüşmüş olan bir tarihe dayanarak korumak için çaba göstermemişlerdir.

Etnik-milli varlığımızın tarihi boyunca kaydedilen anlamda ilk kez milli siyaset yolunun başlıca doğrultularını, hadeflerini, biçimlendirirken ve gerçekleşdirirken tarihe dayanan tek kişi Haydar Ali Riza oğlu olmuştur.

Kuşkusuz, söylediğimiz gibi, sosyal durumundan bağmısız olarak herkes halkın karşı koyma potansiyelini harekete geçirebilir. Sonralar yani toplumda tarihi devrin karakteristik kurumlan, toplumsal-manevi ve hiyerarşi bağlan, milli mentalité’ye özgü hayat, düşünce ve davranış tarzı, ahlak düstürü kökleştikden sonra etnik varlığı koruyup ayakta tutmak yetkisi gayriresmi olarak belli kişilere havale edildi (yaratıcı güçlere-ozanlara, aşıklara, yazarlara, beğlere, hanlara, ağalara, başkomutanlara vb.). Sonuçta halkın kendini koruma potansiyeli ve eneıjisini düzenleyen önderler meydana çıktı. Önderi ise son ümidi Tanrı olan halkın insan timsalında umut bağladığı varlığa ihtiyacı doğunur. Haydar Ali Riza oğlu da böyle bir ihtiyacdan dolayı önder oldu.

Vaktiyle K. Marx’ın ünlü bir ifadesinde bilirtiliyordu ki, filozoflar dünyanı açıklarlar, gaye ise dünyayı değiştirmektir. Uzun süre Azerbaycan sadece olarak yönetilmiştir.

Dünya ölçüsünde önemi olan maksadına konuşmak için ikinci dereceden meselelere dikkati çekmekle Haydar Ali Riza oğlu’nun şahsında Azerbaycan’da yeni tip bir önder ortaya çıkıyordu: kendini dünyanı açıklayan biri gibi göster, ama dünyanı değiştir.

Belirttiğimiz gibi, toplumsal-siyasi arenaya geldiği günden beri onun ortaya koyduğu milli siyaset doktrin ve yolunu kendine özgü bir özellik farklandırmıştır, bazı tarih, gayesi istikbal olmuştur.

Ünlü Çin Konfiçyus anlatırdı: “Yalnız geçmişi sürdürmek üzere istikbale kavuşmak mümkündür.” Ali bey Hüseyinzade ise kaydediyordu ki, “Ancak o millet… necat bulur ki; kendini tanıya”. Haydar Ali Riza oğlu’nun milli siyaset doktrin ve yolunda tarih salt istikbale erişmek, kovuşmak için sürdürülen geçmiştir ve ilerlemeye, necata erişmek için kendini tanımaktır. Kurtancılık yalnız halkı herhangi bir biladan kurtarmak değil, her şeyden önce halkın kendini tanımasına ve onun varlığının olduğu gibi korunup tutunmasma güvence yaratmaktır. Tek bir Haydar Ali Riza oğlu milli siyaseti düzensizlikten, dışardan kanşmadan, rastlantılardan anndırdı ve ona bilimsel, etnik, sistemli, gerekçeli bir karakter kazandırdı.

Haydar Ali Riza oğlu’ndan önce milli siyaset yolu aslında denilebilir ki, olmamıştır. Böyle bir yolu prioriteler esası üzerinde hazırlayarak biçimlendiren ve düzenleyerek gerçekleştiren resmi kumluşlar faaliyette bulunmadığından bütün ağırlık önce etnosa, sonra halka, daha sonra ise millete düştü. Etnik-milli varlığı koruyup ayakta tutmak için mücadele iki yönde yürümekte idi: birincisi, “kuvvetli lider” sloganı ile yaşayanlara karşı savaşta mahvolmaktan kurtulma, ikincisi: özgül etnik hususiyetleri koruyup yaşatma, yabançı etnosların içinde özümlenmeye (asimilasiona maruz kalarak yok olmama. Birinci mücadele fiziksel, ikinci ise manevi mahvolmaktan korunma gayesini taşımakta idi.

Tarih boyunca uyğun coğrafi durumu, stratejik önemi, bol tabii servetleri Azerbaycan’ı “kuvvetli haklıdır” sloganı ile yaşayan devletlerin boyunduruğuna maruz bırakmıştır. Bağımsızlık ve özgürlüğünü uzun süre kaybeden Azerbaycan değişik etnos ve devletlerin zülüm baskısma-esaretine, asimilasyon cehtlerine rağmen bütün devirlerde Vatan’ı ve kendi etnik-milli varlığını koruyup ayakta tutabilmiştir. Araplar gelmişler gitmişler, İranlılar gelmişler gitmişler, Ruslar gelmişler gitmişler vb. Her gelip gidenlerden sonra daha da kutsallaşan Vatan, direnme kudretini daha da artıran etnos, halk millet yaşamını, varlığını sürdüregelmiştir. Bu ise “haklı kuvvetlidir” ilkesinin kudreti ve görkemliğidir.

XIX asrın başlarında Çarlık Rusya tarafından istila edilen Azerbaycan, XX. asrın başlarında ise bolşeviklerin boyunduruğuna maruz kaldı. Ama son esaret devrinde Azerbaycan bir kaç yüzyıldan soma ilk defa toprağının büyük bir kısmini yitirerek (Güney Azerbaycan’ı Gökçe’yi vb.) sınırlar itibarlı olarak belirlenmiş bir ülke gibi yaşamaya başladı. Evet, S.S.C.B. devrinde Azerbaycan bağımsız değildi; milli yönetimle ilgili hiç bir kanun kabul edilemezdi; Sovyet ideolojisi’nin başlıca güç hegemon olduğu bir devirde tabii ki, bağımsız milli siyaset söz konusu olamazdı.

Çoğu zaman değişik devletlerin saldırısma uğrayan Azerbaycan’ın tarihi aslında geçerli olmasına rejimce yol verilmeyenleri gerçekleştirmek için yapılan cehtler tarihidir. Bu açıdan XX. asrın başlarından itibaren başlayan bolşevik koyu gericiliği herhangi bir mucizeden dolayı “demokrasileşerek” imparatorluk için tehlike olabilecek hedef ve amelleri uyğun bulacaklarıını düşünmek bir safyüreklilik olurdu.

XX asırda dünya ölçüsünde oluşan toplumsal-siyasal süreçlerin mantığı ve tahmin edilebilen mümkün yönü milli özgürlük harekatlarının zafer kazanacağını haber veriyordu. Sona erdirdiğimiz asırda ülkemize ve halkımıza. şans tanınmıştı: XX asrm 20’li yıllarından sonra bugünkü sınırlar dahilinde Azerbaycanı bir Vatan olarak kabul eden insanımız XIX asırda İrevan Hanlığını, Borçalı Kazası’nı, Demirkapı Derbend’i, Arasın ötesindeki-İran yanındakı toprakları henüz tek mekan olacak kavrayan bir neslin yerini aldı. Bu ise bir yandan fena hal idi, geçen asırdakı atalarmız Azerbaycanlılar’ın yerleştiği toprakların bütünlüğünü belli derecede yaşaya bildikleri halde, XX. asırda biz bundan yoksun kaldık. Öte yandan iyi bir hal idi ki, bizde Vatan duyğusu soyutluktan kurtularak somut bir anlam ve muhteva kazandı ve bunun sonucunda daha da kuvvetlendi.

İstilaçı bir devletin güç kullanarak kazandığını sözle sağlamlaştırmaya çalışması tabiidir. Propaganda yalançı hissi gerçek hiss gibi göstermeğe kadirdir. XIX asırda milli şuur henüz zayıf idi.

C.Memmedkuluzade’nin ünlü bir fıkrasındakı “Milliyetin ne?” sorusuna “Müselmanım” diye karşılık veren bir cevabı hatırlayalım. Böyle bir durum bolşevik propagandasından dolayı tedricen milli faciaya dönüştü. “Sovyet Adamı” anlayışı kuvvetlenmekte olan Vatan duyğusunu zayıflatmakta ve milli hatırasnı yitirmiş, geçmişini unutmuş olan bir “mangurt” yaratmak amacını gütmekte idi.

Acı da olsa itiraf edelim ki, XX asrın ortalarında ve ikinci yarısında da milliyetini “Müslüman” addeden XIX. asırdaki selefimiz gibi düşünenlerin sayısı artmakta idi.
Tehlikeli ciheti böyle bir hal oluşturmakta idi; kendiliğinden olan direnme nedeniyle milli özgürlüğunü koruyup ayakta tutan halk yine de yalgız kalmış, yine də son anda söz’ün büyüsü yardıma geliyordu. Ama zaman ve koşullar öyle bir değişivermiştir ki, artık bunlar meseleni çözmek için yeterli değildi. Şorunun çözümü iki yönü karşılıklı olarak ilişkide ele almayı zorunlu kilirdi: a) halkın, milletin direnme güçünü, kendinikoruma içgüdüsünü kuvvetlendirmek için onları düzenleyerek yönlendirme, b) yabançı propagandanın millete aykın etkisini azami derecede zararsız bir hale getirme. Ayn ayn zayıf teşebbüsleri göz önünde bulundurmasak (Ayrı ayrı zayıf teşebbüsler haric olmak üzere) bu yönde devletçilik zihniyetinin gücü ve ölçüsüyle aralıksız olarak milli çıkarların yaranna iş gören azimkar bir şahsiyet, önder yoktıı.

Haydar Ali Riza oğlu’nun toplumsal-siyasal arenada. özellikle Devlet Güvenlik organlarında, yüksek makamlarda göreve başlamasıyla milli hayatta ve zihniyette yeni bir dönemin temeli atıldı. Tabii, Azerbaycan tarihinin Haydar Ali Riza oğlu dönemi fevkaläde yararlılığına, kader önemi taşıyan meseleleri çözdüğüne göre yeni bir devri açtı.

Zamanında değerlendiremediğimiz gerçekleri bugün bir daha hatırladığımızda gurur duyarak kelimenin tam anlamıyla diye biliriz ki, Haydar Ali Riza oğlu’nun yaptığı işler dahiliğin kanıtı değilse, o halde dahilik sadece olarak yapıntıdır (fiksiyondur).

Dahiliğin yapıntı olmadığını insanlık tarihi defalarca doğruladığından Haydar Ali Riza oğlu’na dahiliği, dahiliğe de Haydar Ali Riza oğlu’na yakıştırmaya tamamile manevi hakkımız vardır. Haydar Ali Riza oğlu ülke Cumhurbaşkanı olmağından dahi değildir (böyle olsaydı dahilerin sayısı kozmik hızla çoğalırdı). Haydar Ali Riza oğlu dahi olduğundan ülke Cumhurbaşkanı olubtur.

Meramım yerine getirmek için sıfırdan başlayan Haydar Ali Riza oğlu tükenmez eneıjisini, ilahi olan istidat ve beceriğini şartlar uyannca seferber etmek zomrluğunda idi. Kendisinden önceki yönetiçilerden farklı olarak izin istemeden ve beklemeden izin verileceğinde görülmesi mümkün olan temelli işleri yerine getirmek için harekete geçti.

Onun dahiliyini, misyonunu gerçekleştirmek için seçtiği tek bir yol da teyit eder: millete yararlı iş yapmak için imparatorluk yönetiminin başında bulunanların rağbet ve güvenini kazanmak. O, olmazı olabir yaptı. Bazen istemediği sözleri söyledi, bazen istemediği işler gördü; milli gururunu ne uğrana feda ettiğini bilen bir şahsiyet olarak manen “hayır” dediğine bazen görünüşte “evet” söylemek zorunda kaldı.

Tezaldı, çelişik karşıdurmada eğilmez, çelik irade sahibinin her tavizi, her uzlaşması milli ülkülere hizmet için şansı bir dereceye kadar artırıyordu. Devlet Güvenlik yapışı olarak “büyük halk” tan başka bütün milletlere, özellikle Türkdilli halklara sonsuz bir şuphe ile bakan bir kurumun ağır imtihanlarına göğüs gererek, katlanarak itibar kazanılmasaydı göz önünde bulunduralan global milli siyaset yolunu aşamalı gerçekleştirmek için temel yaratmak imkansız olacaktı. Çok derin düşünüş ve zihniyet sahibi olarak Haydar Ali Riza oğlu global ölçüde önem taşıyan hedeflerine ulaşmak için konseptlere, döktirinlere dayanmalı idi ve işte bunu da yapıyordu. Burada meselenin ilginç bir yanı vardı.

Zamanın koşullarından, dönemin özelliğinden dolayı bu konsepsiyayı, doktrini açığa vurmak ve bazı kimseleri açıkca bu işe celbetmek imkansızdı; Tanrı onun kendisini tek yarattığı gibi kutsal maksatlarını gerçekleştirmek için de tek idi. Zaten Haydar Ali Riza oğlu hiç kimseyi tehlikeye sokarak açklamadığı, fakat ameli tecrübesinden anlaşılan işlerine celb etmiyordu, ama ona karşı olanlar yeteri kadar idi.

Haydar Ali Riza oğlu bütün faaliyeti boyunca teori ve tatbikatı ilişkili ele olan ve özün kabartılı göze çarpması için görünüşte praktik yanı tercih eden gerçekçi düşünür siyaset adamlarından biridir. Güvenlik kuruluşlarında çalışırken bu kurumun imparatorluk yapısndakı, aynı zamanda bağımsız devlet kuruculuğundakı rolünü ve önemini bir bütün olarak ele alan ve anlayan Haydar Ali Riza oğlu teorik gerçeği tatbikatla, işle tamamlandı; Devlet güvenlik sisteminin millileştirilmesini başlattı.

Haydar Ali Riza oğlu’nun 60’lı yıllardan itibaren başlayan faaliyeti aslında Azerbaycan’da ilk kez sistemli, temelli milli siyaset yolunu gerçekleştirmenin başlanğıcıdır.

İlk önce böyle bir meseleye dikkat çekmek gerekir: neden Haydar Ali Riza oğlu’nun yürüttüğü devlet siyaseti değil de milli siyaseti söz konusudur? Birincisi belirttiğimiz gibi milli siyaset devlet siyasetini içeren daha geniş ölçülü, kapsamlı bir anlayıştır. İkincisi, HaydarAli Riza oğlu faaliyete başladığı 60’lı yıllarda Azerbaycan resmen bağımsız bir devlet idi; gerçekte ise sömürge koyundurağunun “sivil” biçimde uygulanmasına maruz kalırdı ve bu yüzden bağımsız devlet siyaseti söz konusu ollamazdı. Üçüncüsü, devlet siyasetini yerine getirmek için gereken gelenek ve tecrübe sinirli idi, ama milli siyaseti gerçekleştirecek yaklaşık bin yıllık tarihe sahip (kendiliğinden olsa da) gelenek ve tecrübe vardı.

Haydar Ali Riza oğlu’nun milli siyaset yaklaşımı (konsepti) ve yolu değil yatay, düşey doğrultuludur. Daha doğrusu, onun yaklaşımı mekan değil, zaman seciyesini taşıyor, ayrı ayrı tezler dizisinde gereklik, önem esas alınıyordu. Devlet Güvenlik Sistemi’nin millileştirmesi gittikçe ülkenin bütün yönetim kuruluşlarının, faaliyet gösteren resmi ve ya resmi olmayan bütün kurumların millileştirilmesini gerekliliğine bir işaret, sinyal oldu.

Başka tarihi olgulan bir yana bırakalım; 20-60’lı yılların süreli yayınıyla 70-80 ’li yılların süreli yayınını karşılaştırsak görürüz ki, sıradan görevliden yönetici görevliye kadar bir çok kadroların imzalarının değişmesi işaretin bir işaret olarak kalmadığını, gerçeğe dönüştüyünü teyit etmiş. Komşu Cumhuriytlerden farklı olarak Azerbaycanda kadro siyasetinin ciddi bir denetim altında yapıldığını ve dengenin hedefi belli şekilde bizim yararımızı aykırı biçimde düzenlendirildiğini göz önünde bulundursak Haydar Ali Riza oğlu’nun perspektifli, akıllı milli siyaset yaklaşımının büyük önem tapıdığının ve onun dahiliğinin bir kanıta, delile ihtiyacı kalmadığı anlaşılır.

Haydar Ali Riza oğlu’nun milli siyaset konseptində başlıca meselelerden biri zihniyetteki, maneviyat ve mentalitedeki, deformasyonları (biçimsizleşmeleri) önlemek ve sağlam temele oturmak-idi. XIX asırda dini ve milli mensubiyetlerin birbirine kanştırılması, XX. asırda ise “Güneş”in, ışığın,eğitimin medeniyetin kuzeyden doğduğu ve oradan geldiği fikrinin şiddetli bir şekilde telkin edilmesi halkın kendi eliyle kendine dönmesini sağlamayı zarurete dönüştürdü. Nesilleri bu ideoloji kundakçılığın, tahribatın doğurduğu basmakalıp görüşlerden kurtararak biçimlendirmek Haydar Ali Riza oğlu’nun milli siyaset kavrayışının özünü oluşturmakta idi.

Bu milli siyaset yaklaşımı doğru ve dengeli sıyası yönelımı yanında toplumsal-sıyası, sosyal-ekonomik, bilimsel-kültürel hayatı bütünlükte kapsayan kompleks seciye taşımakta idi. Kompleks şekilde içine alınmanın ayrıntılı anlatımına varmadan şimdiki halde iki karakteristik ayıncı vasfi kaydetmek yerinde olur; Haydar Ali Riza oğlu’nun milli siyaset doktrininde stratejik hedefe- bağımsızlık ve özgürlük hedefine ulaşmak için zamanın koşullarından, imkanlarından azami derecede yararlanarak milli devlet kuruculuğunun en önemli karakteistiğini gerçekleştirmek ve halkın zihniyetinde, maneviyatında tarihi önce gelmeni yeniden kazandırmakla keşin değişklik yaratmak ön plana almmıştı. Devlet kuruculuğu ve milli insan(?) (vatandaş)-milli siyaset kavrayışının priorite doğulltusu bunlardan oluşmuş ve geriye kalan bütün doğrultular işte bu iki doğrultunun gerçekleşmesine tabi tutulmuştu.

Cumhuriyetimiz’de özgürlük savaşının tarihi bir zafer kazanmasında milli siyaset konseptinə bağlı Haydar Aliyevin bu iki priorite doğrultusunun emsalsiz rolü olmuş. Devlet Kuruculuğu toplumsal-siyasal, sosyalekonomik, bilimsel-kültürel, ideolojik, manevi-ahlaki ve askeri alanları içine almakta idi.

Yadigarov Tebriz Abdulla oglu
Azerbaycan Ulusal Bilimler Akademisi, İktisat Enstitüsü, “Küreselleşme ve Uluslararası Ekonomik İlişkiler” Bölümü,
Kıdemli Araştırmacı, İktisat Felsefe Doktoru

Analoq.az

Daha çox
Back to top button
Close